Gidebilir miyiz artık? Bitmedi mi?

 İstemediğimiz hayatları daha kaç bahane için sürdürmeye devam edeceğiz? 
Bu hayat kurgusunu aklına sığdıramayan tek kişi ben olamam herhalde. Yok yok olamam. O zaman neden yapmak istediklerimi yapmaya yeltendiğim an tüm dünya “saçmalama, aptal mısın, itaatkar ol, uyumlu ol, tevekkül et, sabırlı ol, kabullenici ol, mutlu olmayı bil, mutluluk içimizde, iyi düşünürsen iyi olur, doyumsuzsun, düşüncelerini kontrol et, duygularını yönet, şükret…” kelimelerini yağmur gibi üzerime yağdıracakmış gibi hissediyorum? Belki de daha önce milyon kere bu ardı arkası bitmeyen kelimeleri işittiğim içindir, kim bilir.
Hadi bu hissettiklerime psikoloji biliminin yaklaşımlarını ele alalım. Psikolojiye dair tüm araştırmalar ve kitaplar,  duymak istediğin şekilde sana iyi hissettirmek amacıyla her problemin üzerine seni rahatlatacak bir çarşaf bulmayı amaçlar. Hem katilin  hem de katledilenin aynı hukuk kitabı kuralları ile savunuluyor olması gibi.
Bu hayat kurgusu hani aklıma yatmıyor ya benim. Hani ben toplumda ayrıştırıcı ve düzen bozucu fikirlere sahibim ya. İşte psikoloji bilimi beni topluma uyum sağlayabilmem, toplumsal normları, kuralları, doğru ve yanlışları doğrum olarak benimsemem için benim düşüncelerimi şekillendirmeyi amaçlayarak bir yöntem bulmaya çalışır. Psikoloji bilimi için önemli olan çoğunluğun doğruları, yapısı, kuralları, yaklaşımlarıdır. Ona göre düzen denilen şey, çoğunluk olanın sahip olduklarına uyum sağlamaktır. Psikoloji bilimi esasında korku filmlerinde gördüğümüz kapşonlu cübbesi, elinde asası olan o karanlığın ta kendisidir fakat bunu belli etmemek için toz pembe bir örtü ile gezinir hayatımızın içinde. Hep iyiliği düşünen  minnoş bir yardımcı olarak görünmek ister bize. Gücü yetmediği yerde düşüncelerimizi kontrol altında tutmak için onları uyuşturacak ilaçlara bile başvuracak kadar acımasızdır aslında. 
Bu yüzden bana gelip der ki; “Mutluluk yaptığımız işte, yaşadığımız hayatta değil Merve’cim Mutluluk ve huzur içimizdedir. Biz nereye gidersek bizimle gelir istediğimiz şey aslında hayallerimizi yerine getirmek değil, içimizdeki ile barışıp, kabullenip, meditasyonlar ile huzur boyutuna ulaşmak. Lütfen başarı odaklı yaşamayı bırakıp huzur odaklı egzersizler ile hayatımıza devam edelim. Nefes egzersizleri veya yoga tavsiye ederim”
Hadi dini açıdan ele alalım benim düzene uymayarak yapmak istediklerimi. Bütün dini kitaplar toplumları düzene sokmak için gönderilmiştir. Bugün din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak için konuşup durduğumuz dini kitapların temeli, devlet işlerini yürütebilmenin kurallarından oluşur. Kimse adımı şeriatçıya çıkarmasın ama gerçekler bu şekilde. Din bana, “ağır başlı ol, yüce gönüllü ol, kendini küçük aciz basit güçsüz gör, senden büyük bir gücün varlığına sığın, kendini yorma her şey olacağı yere varacak, ölüp gidip toprak olacaksın, kulluk etmeye geldin öylece ölüp gideceksin . Huzur bozma, başkalarına sesini çıkarma ibadetini et ötesine karışma” der.  “Ve fani dünyayı ne yapacaksın ölümden sonrasını kazanmak için buralarda biraz oyalan” diye de ekler. Namaz kılmamı, dua etmemi, tasavvufa yönelmemi, ibadet ile huzur bulmamı, her şeyin kontrolünün  kendimden büyük olan güce ait olduğunu, gerektiğinde “ O istemedi” diyerek işin içinden kolayca sıyrılabileceğimi öğütler.
Peki ben oyalanmak istemiyorsam? Herhangi bir şey için “O istemedi” diyip kurtulmak gibi bir derdim yoksa? Herkeste olan düşüncelerin aynısına sahip değilsem? Bu düzeni ben kurmadığım için uymak zorunda da hissetmiyorsam? 
Oku , oku, oku dediniz okudum. İş, iş , iş dediniz iş buldum. Şimdi evlen, evlen, evlen diyorsunuz tamam evlenicem. Sonra çocuk, çocuk, çocuk diyeceksiniz tamam onu da yapıcam. Sonra? Ben başlicam bana ne söylendiyse aynılarını söylemeye çocuklarıma ve onların çocuklarına ve etrafımdaki başka tüm çocuklara.
Peki sonra? 
HİÇ .   
Bana en son diyeceğiniz şey “Allah rahmet eylesin”   bitti.                                                                    
Önümde, arkamda, sağımda, solumda her yerimde söyleyip durduğunuz o kelimelere ne olmuş oldu? Madem az biraz yaşayıp ölücem neden sürekli kurtulamadığım bahanelere takılıp kalarak başkalarının kurduğu bu saçma kurgunun içinde sadece bana düşen rolü yerine getiren bir oyuncuyum? 
Neden sürekli bir şeylerin kredisini, taksitini, vergisini  öderken buluyorum kendimi. Neden ev almam gerekiyor, neden araba alıyorum, neden bir sürü kıyafetim olmasına rağmen hala kıyafet almaya devam ediyorum, neden hiç kullanmadığım bir sürü makyaj malzemem var, neden evimin yarısı hiç dokunmadığım eşyalardan oluşuyor. Ve neden istemediğim bunca şey için istemediğim işler ile tüm bunları ödeyecek paraları kazanmak zorundayım. Ve en kötüsü neden hala çekip gidecek kadar cesaretim yok?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s