Design Thinking

Uzun zamandır eski dünyaların içinde sürünüp duruyorduk. Neyse ki son zamanlarda Endüstri 4.0 diye bir şeyler duyuyoruz taa uzaklardan. Karanlık, tamamen elektronik fabrikalardan bahsediyoruz. Amerika’dan başlasa Almanya’ya şu kadar , Türkiye’ye bu kadar yılda ulaşmış olur. Yaklaşık % bilmem kaç mühendis işsiz kalır vs vs. Elbette ki bir traktörün icadı ile alt üst olan dünya düzeni, endüstri 4.0 dalgası ile şöyle bir yerinden oynayacak.

Kötü senaryoları besin kaynağı olarak kullandığımızdan olsa gerek, endüstri 4.0 kapsamında yalnızca işsiz kalacak kişilerin istatistiğine boğulmuş durumdayız.

Muhteşem 4.0 ütopyasına zaten yıllar önce “yazıcı üretim sistemi” hayalim ile varmıştım ben. Koşarak büyüyen teknolojik dünyada balyozla cam sabitlemeye devam edecek değiliz ya. Elbette teknolojiye “sen mi büyüksün ben mi” diyerek direnmekten vazgeçip üretimin her köşesine sızmasına izin vermenin de zamanı gelecek.

Tüm bu sistemler gelişe dursun, onun bunun istatistiğini yapıp duracağımıza şu düşünce ve iş yapış şeklimizi değiştirelim artık.

Size  iş dünyasının yeni anahtarını veriyorum sıkı durun…

Design-thinking

Tasarımsal düşünce , havalı adıyla nam-ı diyar Design Thinking. Her kapıyı açar bu anahtar. Hangi sektöre koysan oturur hem de öyle üstün mücadelelere  gerek olmadan. Bu bir düşünce şekli, yaşam biçimi. Endüstri mühendisleri bayılır böyle şeylere. Tam bizlik. Önce biz sahiplenelim de  sektörlere daha hızlı girebilsin.

Aslında iş yaparken sürekli geliştirme felsefesinde olanların otomatik olarak sahip olduğu bir şey tasarımsal düşünce. Kısaca;

  • Empati kur,
  • Tanımla,
  • Düşünce oluştur,
  • Prototip yap,
  • Test et.

Design thinking anlayışına göre müşterinin istekleri doğrultusunda, müşteri ile  empati kurarak bir işin nasıl yapılacağı şekillenir. “Bu mu yani, zaten hep yapıyoruz, hep müşterinin ne istediğini düşünüyoruz” diyerek kimse kendini kandırmasın. Çünkü yapmıyoruz. Ayrıca müşteri derken, iç müşterileri de işin içine dahil ediyorum.

Tek yaptığımız önümüze koyulan prosesleri uygulamak. Uyguladığı proseslerin “daha iyi olabilirliği” üzerine düşünenler ve uğruna savaşanlar varsa önünde eğilirim o ayrı.

Dünyanın oluştuğu günden beri en hızlı dönemi yaşıyoruz. Günlük hayatımızda saniyeler içinde para transferleri, anlık görüntülü iletişim, hızlı dosya paylaşımları vs her şey ama her şey gelebilecek en hızlı noktaya gelmişken, proses değişiklikleri için geleneksel davranmak ne diye? Bir sonraki müşteriyi anla, ihtiyacı tanımla, düşün, prototip yap,test et. Olmadı baştan, bir daha, bir daha ve bir daha…

design-thinking-595x305

Ne kadar çok işiniz varsa o kadar çok tasarımsal düşünce hapına ihtiyacınız var. Anla, tanımla, düşün, uygula, test et. Anla, tanımla, düşün, uygula, test et…

Belki de son zamanlarda tasarlanmış,  kısa vadede hata payı en yüksek olan çalışma yaklaşımından bahsediyoruz. Fakat hızla koşan teknolojilerin arasında ağır aksak ilerleyen endüstrileri var edemeyiz. Uzun vadede ayakta kalmak istiyorsak değişen dünyaya, teknolojilere uyum sağlamak zorundayız.

Avucunuzun içinde duran son moda telefonlarınıza bile sürekli güncelleme gelirken, iş yapış şekilleriniz, prosesleriniz neden sabit kalmak zorunda olsun?

Design thinking yaklaşımının bana göre en önemli ayağı müşteri ile empati kurabilmek. Empati… Prosesler için, sağlıklı iletişim için, kaliteli iş için, en verimli son ürün için. Empatiyi doğru kurduktan sonra her beyin kendine uyacak bir süreç tasarımını zaten bulacaktır. Yeter ki sabitleşmiş fikirlerimizi paramparça edip, en çok da işimiz çokken tasarım üzerine çalışmamız gerektiğinin farkına varalım.

Kulaklarımı, “böyle antin kuntin yaklaşımlar otomotive göre değil, efendime söyleyeyim telekomünikasyon olur, tasarım olur… Bizim işimiz çok, çok bizim işimiz” diyenlere tamamen kapatmış durumdayım. Lütfen artık pratik zekalarımızın izi çıksın yaptığımız işler üzerinde.

Rüyalarınıza girsin bu yaklaşım. Bir yazılımcının application tasarlaması gibi tasarlayalım kendi işlerimizi. En sert , en acımasız eleştirileri kendi kendimize yapalım. En kısa sürede en doğru prosesi bulmak amacımız, minimum maliyet kılavuzumuz olsun. Zaten mühendis olmakla olmamak arasındaki fark bu değil miydi? Kim bilir belki bir gün her mühendislik fakültesi mezununun mühendis olduğunu görürüz…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s