12.06.2017

İçimi, içime hapis edemedim yine. Saat 01:58 ve  sabah yüksek lisans için sınava gitmek üzere erkenden uyanmam gerekiyor fakat uyku gözümün kenarından geçmedi yine ve yine. Bu saatlerde yazdığım yazılar hep başıma bela olmuştur ama umrumda değil yazacağım.

En büyük “fuck up” ımı paylaşmak istiyorum seninle. Sanki hiç bilmiyormuşsun gibi. Belki de çoktaaaan unutmuşsundur kim bilir.

Ben çok korkak biriyim. Öyle korkağım ki, dibe vurmamak için korkup kaçtığım, risk almadığım ne varsa dibe vuruşum oldu.  Bir çok kişi için başarı olarak görülen sahip olduklarım, benim en büyük “fuck up” ım haline geldi. Bir çok kişinin istediği hayatı yaşıyorum . Kim bilir şımarık derdi belki de yazdıklarımı okuyan biri. Nereden bilsin içimde ki ateşi, azmi, hayalleri, kendine ait olan bir şeylere imzasını atıp nesiller boyu fayda sağlayabilme isteğini. Olmak istediğin şey dünyayı yöneten ABD başkanı olmak değilse, ABD başkanı olsan bile “fuck up” yapmışsın demektir. Çocuklarıma öğreteceğim ilk şey, her ne pahasına, her ne için olursa olsun bir şey yapmadan önce ” bu beni mutlu edecek olan şey mi” sorusunu sormaları kendilerine. Yalnızca kendi kendilerine.

Ruhum, kalbim, zihnim, bedenim her neyim varsa inovasyon, , değişiklik, yenilik, sürekli geliştirme, farklı olanı yapma istekleriyle çırpınıp durur benim yıllar ve yıllardır. Bu sebeple üniversite hayatım girişimcilik ekosisteminin içinde geçti. Topluluklar, dernekler, YGA, GirVak, Case Campus… Bir çok girişimcinin hayal edemeyeceği kişiler bir telefon kadar uzağımdaydı.

Üniversiteyi bitirmek üzereyken önümde iki seçenek vardı. Biri, istanbul’da bir yurda yerleşip, ailemden biraz, uyduruk işlerden biraz para kazanarak hayallerimi denemekti. Üstelik  planımın giriş ve gelişme kısımlarının tamamı ayrıntılarıyla hazırdı. Millet ünlü olmak için İstanbul’a kaçar, ben iş fikirlerimi deneyebilmek için kaçmak istiyordum. Bir diğer seçenekte kurumsal bir firmada güzel bir maaşla işe başlamaktı. İliklerime kadar girişimcilikle dolmuş olan ben “olsun yaa kurumsal girişimci olurum” diyerek kurumsal bir firmada çalışmayı seçtim. Kurumsal girişimcilik…

Bilmiyorsan diye açıklayayım. Kurumsal girişimcilik; girişimci olmaya cesareti olmayıp dolgun maaşlı kurumsal şirketlerde çalışan korkam ama girişimci ruhlar için uydurulmuş bir title. Bu kişiler fon ve sponsorluk sağlamaları için  “abi sende girişimcisin  ama işte kurum içi girişimci” diyerek ekosistem içerisinde idare edilir, pohpohlanılır. Palavradan başka bir şey değil yani anlayacağın. Ya hu kurumsal şirketlerde bir raporun çerçeve kalınlığı dahi sabittir sen neyi nereye giriştiriyorsun. Kurallar yumağı, standardizasyon demektir kurumsalık. Girişimcilik ise yenilik, kuralların dışına çıkmak, hep daha iyisi için keşfe çıkabilmektir.

Her neyse işte  3.xxx tl’ye sattım hayallerimi bir yeni mezun olarak. Benim bir kutunun içine hapsoluş bedelim bu kadarmış. Dayanamadım. Nefes alamadım, kurallar etrafımı sardı, yeniliklere karşı geliştirilmiş kurumsal savunma mekanizması 1 sene içerisinde beni kuşattı.

Bir iş fikri tasarladım o sıralar. Fakat yine korkak ben, bu işi yapabilmek için bu alanda tecrübe lazım diyerek o alana uygun bir işe koştum. Elbette yine kurumsal.

Kendimden bir kaç beden küçük bir gömlekle yaşamaya çalışıyorum. Gömleğin her tarafından patladı dikişleri fakat yine de üzerimden yırtıp atıp hayallerime koşacak cesareti bulamıyorum kendimde. Anlatmak istiyorum, anlatamıyorum…

40 yaşımda bu yazıyı okurken başardığımı söyle ne olur. Ne olur gülerek, dalga geçerek oku tüm bu yazdıklarımı.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s