Hikayesiyle Gelen Arabalar

Hiç düşünür müsünüz ayağınızı yerden kesen arabalarınızın hikayesini? Kaç emekçinin elinin dokunduğunu? Birkaç farklı malzemenin nasıl olup da devasa arabalara dönüşebildiğini?

Üretilen her ürün için benzer şeyler söylenebilir belki ama arabalar benim için bambaşka. “Yolun açık olsun” diyerek uğurladığım kaç tane otomobil, traktör, kamyon dönüp dolaşıyordur etrafımızda kim bilir.

Her bir araç, bin bir çeşit hikayeyle doğup ulaşıyor gerçek sahibine. Anne karnında sağlıklı gelişimini tamamlaması için işçiler, mühendisler harıl harıl çalışıyor. Kimi zaman tek bir kusurunda andonlar çekiliyor, kimi zaman koskoca hat tek bir tanesi için saatlerce bekliyor. Kimi zaman saatlerce en doğru tedavi yöntemlerine kafa yoruluyor, kimi zaman sırf o sağlıklı olsun diye milyonlarca dolar harcanıyor.

Günlerce, haftalarca, aylarca planlamalar yapılıp, geliştirme fikirleri birer birer uygulanıyor. Yani bu iş hiç öyle kolay olmuyor. Dili olsa da anlatsa yaşadıklarını bu araçlar sahiplerine diyorum. Dili tutulmuşsa da yazsa doğana kadar yaşadıklarının hikayesini, yazamıyorsa da birilerine yazdırsa. Bazen bir kaç küçük not emanet etmek istiyorum araçlara, sahiplerine iletmek üzere. “Bu araç var ya bu araç diye başlayan, sana emanet diye biten”. Lise yıllarımız da gömleğimize yazılan yazılar gibi, bir kaç cümleyle yollasın çalışanlar araçları istiyorum.

Bir çok kişi sevdalıdır arabasına . Benim gibi, duygusal bir bağ kurar, isim takar, konuşur, dertleşir… Güzel olmaz mıydı torpidosunu açtığınızda arabanızın, bir küçük hikaye bulsaydınız ona emek verenlerin kaleminden. Hiç olmazsa son montaj hattı çalışanlarından.

Düşünsenize bir küçük cümlenin duygusal müşteriler üzerinde bıraktığı etkiyi. En soğuk, duygusuz görünenlerimizin dahi duygusallaştığı noktalar vardır hayatta. Zarar gelmeyeceğini bildiği için en çok cisimlerle duygusal bağ kurarız çoğumuz.

“A markası arabaları sahiplerine hikayeleriyle geliyormuş, anahtarını teslim alan sahibinden başka hiç kimse o araç için yazılan notları okuyamıyormuş” oldukça etkili bir pazarlama değil mi?

Düşünsenize,  bebeğinizin doğarken annesinin karnından size hediye getirmesi gibi.  Bebeğim olmadığı için tam bilemiyorum bu duygu nasıldır ama kardeşlerim gelirken bir şeyler getirseydi fena olmazdı 🙂

Velhasıl kelam, içini, dışını, canını, kanını, nasıl üretildiğini, neler yaşadığını bileceksin pazarladığının. Bilerek, severek, hayranlıkla pazarlayacak ve müşterilerinin duygularına öyle bir dokunacaksın ki hayranlıkla sahip olmak istesin herkes…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s