Başınız Sağolsun

Bu kalabalıkta neyin nesi? Birisine bir şey mi oldu ki? Annem nerede? Babam? Kardeşlerim? Yoksa babanem mi? Hepsi buradalar.Peki  o zaman niye bu kalabalık? Annemin bağıra bağıra ağladığını farkediyorum. Teyzem bir taraftan yaşlı gözlerini silerken bir taraftan annemi teselli etmeye çalışıyor. Anlam veremiyorum şaşkınlıkla etrafı izliyorum. Babam, kardeşlerim, babanem, halalarım herkes durmadan ağlıyor ama neden? Kadınların etrafına toplandığı bir masa çarpıyor gözüme. Üzerinde de bembeyaz çarşaflara sarılı gencecik bir beden. İyice yaklaşıyorum. Bir an bana ne kadar benziyor diye geçiriyorum içimden,  yüzü gözü morarmış, üstünde bıçak olan o bedenin. Ben buradayım, o yatan ben değilim deyip sarılıyorum anneme ama hiç tepki vermiyor. Babaa ben buradayım, Tuğçe, Yiğit bana bakın görmüyor musunuz? diye fısıldıyorum önce, kalabalığın dikkatini çekmemek için. “Daha fazla ağlama sesi duymak istemiyorum, cenazeler beni çok korkutur, bakın işte yine uyuyamayacağım yeter, ölülerden çok korkarım ben, uzatmayın artık şaka mı bu? oyun mu? ne bu?” diyen çığlıklarımı savuruyorum etrafa. Herkes dönüp bana bakacakmış gibi hissediyorum ama hala kimse beni duymuyor hatta kimse beni görmüyor. Kalabalığın içinde dolanıyorum herkesi itip kakıyorum. “Kendinize geliiin aklınızı mı yitirdiniz buradayım işte” deyip duruyorum. Bu yaşadığım ne? ölmüş olamam ki işte buradayım görüyorum, duyuyorum ölmedim ki ben. öyle yokmuşum gibi davranıyor ki herkes, neredeyse ben bile inanacağım ölmüş olduğuma.

Gücüm kalmadı, ne yaptıysam kimseye varlığımı gösteremedim. Tükendim. Ağlayıp dursunlar ne yapayım kendileri bilir.Daha fazla bu sahneye katlanamayacağım…

Aaa Şulelerin ne işi var burada. Daha az önce konuştum proje yapıyorlardı niye gelmişler ki? Onlarda mı öldüğümü zannediyor. İyice yaklaştım yanlarına, gülümseyerek ” bensiz gezmelere gidiyorsunuz öyle mi?  ” dedim ama ağlıyorlardı, onlarda beni duymadılar.”Nerede kalacaksınız , kalacak bir yer ayarladınız mı” dedim ama yine duymadılar. Eehh napiyim ya siz bilirsiniz. Çok sıkıldım artık bu durumdan ölmedim işte ben. Niye öliyim ki genceciğim daha, geziniyorum işte burada. Ölmüş olsam gezinebilir miyim? Konuşabilir miyim?…

Birileri yaklaşıyor bembeyaz çarşaflara sarılı bedene, sırtlarına almaya yelteniyorlar, boyu benden biraz daha uzun, göbeği benimkinden biraz daha şiş, yüzü benimkinden biraz daha mor ama gözleri aynı benimkiler gibi olan o bedeni. Bir an acaba boyumun daha uzun olması pahasına daha fazla göbeğim olmasına razı olur muydum diye geçiriyorum içimden. Kendi soruma kendim gülüp geçiyorum, saçmaladığım anlarımı, yaşamayı, gülüp eğlenmeyi ne kadar sevdiğimi bir kez daha hatırlıyorum ve en olmadık zamanlarda dahi mutlu olabildiğim için kendimi bir kez daha seviyorum.

Yaklaşan adamlar sırtlarına alıp götürüyorlar cansız bedeni, ben kendi kendime eğlenirken. Bir acı vah çekip,. gencecik kız, bana da çok benziyor diye geçiriyorum içimden. Hoş dışımdan söylesem de kimse duymayacak ya neyse…

Feryatlar daha da artıyor, kızı omuzlarında taşıyan güçlü adamlar usul adımlarla ilerlerken acılı çığlıklar iyiden iyiye yükseliyor. Bakmıyorum, çığlığı atan annem mi, babam mı kardeşlerim mi bilmiyorum. Takılıyorum peşlerine, okunan dualar içime bir hafiflik veriyor. Okundukça rahatlıyorum. Uyuşturucu vurulması gibi bir his bu. Yürürken dedikodu yapan bazı teyzeler, amcalar görüyorum sinirleniyorum, onlarda bir şeyler okusunlar istiyorum.

Mezarlığa varmışız bile ne çabuk geldik. Ama bunlar iyice abarttılar, ben sandıkları bu kız için, “ölürsem tam buraya gömün” dediğim yeri hazırlamışlar.  Büyük çamın altında, serin olur, hayvanlar gelip üzerimdeki çiçekleri yemezler diye, en ferah olduğunu düşünerek seçtiğim  o köşe çok korkunç görünüyor o an gözüme. Kızı tabutundan çıkartıyorlar, hazırlanan yere koymak üzere tutuyorlar, kız kazılan çukurun derinlerine doğru götürüldükçe boğuluyorum, daralıyorum, nefesim kesiliyor gibi hissediyorum. Ben niye geldim ki, burada ne işim var, çok korkarım ben ölülerden, mezarlığa hatta cenazeye bile gitmek istemem. Niye takıldım ki peşlerine?

Yavaş yavaş geri dönüyor herkes. Bir tek hoca duruyor mezarın başında. Toprak atılmış, kazmalar kürekler bir tarafa bırakılmış herkes geri dönüyor. Bende dönmek istiyorum, annemin babamın koluna bacağına yapışıp beni de eve götürün diye bağırmak istiyorum. Bir şey beni engelliyor. Bağlanmış gibiyim hareket edemiyorum. Hoca bir şeyler okudukça toprağın altına doğru ilerliyorum, hoca okuyor, ben ilerliyorum adım adım saniye saniye hissediyorum toprağın altındaki her bir taşı, böceği… Bir tahta görüyorum en son. O kızın başının atına yerleştirdikleri tahta bu. Hoca okudukça o kızın bedeninin kendime ait olduğu hissediyorum. Başımı kaldıramıyorum, çıkıp gitmek, kaçmak istiyorum kıpırdayamıyorum. Biraz önce yüzünü gördüğüm herkesin tek tek adını söylüyorum, yardım istiyorum, çığlıklar atıyorum. Karanlıktan korkarım, şimşek çakar korkarım, köpek gelir korkarım, biri cin der korkarım, etrafta ölüler var bir yenisi gelir ben yine korkarım beni yapayalnız bırakıp gitmeyin ne olur gitmeyin diye ağlıyorum. Her saniye ruhumun o bedene hapsoluşunu hissediyorum.Hoca bitiriyor, başım sertçe tahtaya vuruyor ve ben ölümün kollarını teslim oluyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s