Emi ile Eddie

I.BÖLÜM

Her daraldığımda olduğu gibi yine heyecanla onu izliyorum. Yine taşları, kayaları içinde görmek onun gücünü hatırlatıyor bana. Hiç bir şeyin ona karşı duramayışını, karşısına çıkan her şeyi içine almışlığını, taaa uzaklara sonu görünmeyen ufuklara yayılmışlığını izliyorum. Her zaman ki gibi bunu yapmaktan sonsuz zevk alıyorum. Onun masmavi berraklığı, onun hiç bir engele yenilmeden bütün engelleri aşışı beni imrendiriyor. Belki de ben önüme çıkan ilk engelde takılıp kaldığım için denizin bu her şeye karşı koyuşunu ve bunu sadece kendisini birazcık kıpırdatarak yapışını görmek bana huzur ve yapılabileceğini görmek umut veriyor.

Bu sefer farklı bir şeyler oluyor sanki. Yoksa mavi gelini tanıyamamış mıyım yıllarca. Bir kız var denizin kıyısında. Yanı başımda ama beni farketmiyor. Ben ise dikkatle süzüyorum kızı. Sanki mavi gelinden bir parça gibi. Rüzgar deniz rengi eteğini bacakarını okşarcasına dalgalandırıyor. Upuzun saçları rüzgarla cilveleşircesine dans ederken, üzerindeki pembe şalı sanki gökyüzünden narince inmiş omuzlarına ve rüzgarın hafif esintisiyle sarsılıyor, ha düştü ha düşecek gibi duruyor. Kız hiç tutmaya yeltenmiyor omuzlarından süzülen pembe şalını. Zaten kız hiç kıpırdamıyor, donmuş sanki. O gözleri… ıslak deniz gözleri… Onları hiç sormayın. Ah diyorum, ah tam bir dönse de bana, baksam deniz gözlerine doya doya. Gözleri bir şeyler ister gibi, sanki yıllardır bulamadığı mutluluğu bekler gibi odaklanmış mavi geline. O da duymuş denizin ne kadar engin olduğunu, istediği her şeyi söküp alıp getirebileceğini. Tamam işte bu kız doğru yerde şimdi getirir deniz yıllardır aradığı mutluluğu.

Saatler geçti ne gelen var ne giden. Benim umudum iyice tükendi ama kız hala sabırla bekliyor. Böyle giderse sonsuza kadar burada bekleyecek çünkü deniz pek umursuyor gibi gözükmüyor kızı. Oysa benim gözüme o kadar kudretli gelmişti ki yıllarca, onun tavus kuşu gibi kibirli olduğunu, onun hırçınlığını fark edememişim.

Resim

Ne yapıyor bu gözlerime inanamıyorum. Ne kadar da hırçınca vuruyor dalgalarını kıyıya. Kızın bacaklarına hoyratça çarpıp, beline kadar fırlatıyor damlalarını. Kız hala ufuğa doğru bakıyor. Hala ne kadar da umutla bekliyor. “Hadi, hadi getir artık. Sen en küçük yerlere saklananları bile kolayca bulan, söküp atan değil misin” diye haykırıyor deniz gözleri daha bir ağlamaklı. Sonra kız bir an bakışlarını değiştiriyor. Gözlerine yıldız düşüyor, bir an dudakları kıpırdıyor. “Beni mi götüreceksin?” diye soruyor ama deniz cevap vermeden bir an bile beklemeden, gördüğü yeme doğrulan fakat yemin avcının elinde olduğunu görmeyen yavru bir kuş gibi adım atıyor denize doğru. Oh! boşuna suçladık mavi gelini meğer niyeti başkaymış nasıl anlamadık saatlerdir.

Hayır! hayır deniz! sakın yapma! Deniz açıldı aniden. Kıza oyun oynamış. İçine aldı kızı. İçine alınca sakinleşti birden. Denize karşı gelen bir tek pembe şalı oldu kızın. Sadece o kalabildi denizin üzerinde. Artık deniz hoyratça vurmuyor kıyıya dalgalarını. Artık denize de güvenmiyorum… Biliyorum ki her dalgalı denizde içim yanacak. Bu sefer avlanan kim oldu diye düşüneceğim. Tıpkı tanıştığım her sakin insanın, sakinleşmesi için hoyratça öfkesini boşalttığı kişinin kim olduğunu düşündüğüm gibi…

(şubat 2015)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s